Pazar, Nisan 30, 2006
Bugün, Ankara'yı bilenler için anlatıyorum, Karum'a gidecektim arkadaşla..Beraber arabayı Tunus Caddesi'ne parkettik..Yürüyerek gittik kalan yolu..Tabi bendeniz oraların birazcık yabancısıyım, hep yürüyerek gitmişliğim var..Neyse arkadaşı sevgilisiyle bırakıp, dönmeye karar verdim..Geldiğim yolu bir an için hatırlayamadığım için içgüdüsel olarak eskiden yürüdüğüm yola saptım..Ne de olsa bu yol çıkar dedim oraya..Yanılmışım..10 dakikalık yolu, heralde 30 dakkada ancak gittim..İki kere taksicilere sormak zorunda kaldım :) Kendi kentinde yol bulamamak çok kötü bir durum işte dostlarım..Ben ki İstanbul'u bile yemiş, içmiş biri olarak daha arabayı parkettiğim yeri bulamıyorsam siz naaparsınız kim bilir :P

bknz: hepinizi ezdim, yihuu :))
bknz 2 : okul başlıyo yarın, ondan olsa gerek bu tavırlar :(
 
posted by Irreducible at 8:29 ÖS | 5 comments
Cumartesi, Nisan 29, 2006

İşte yukarda Agustos'un 4'üne kadar okuyacak olduğum ders programı var..
Kendime geçmişler olsun diyorum öncelikle..
Bol sabır ve ders çalışma azmi diliyorum..
4.0 ortalama nasip eylesin Allah bana..
Kimsenin bursu kesilmesin..
Haydi bismillaaaaaaaaaaaaaaaaaah..
 
posted by Irreducible at 12:22 ÖÖ | 5 comments
Perşembe, Nisan 27, 2006

Evet bugünkü konumuz biraz ilginç olacak..Nerden esti diye sorarsanız, az önce kendilerini sandalyeye vurmuş bulundum ve güzel bir küfrettim..Kendimi yere atıp, debelenerek acıyı azaltmaya çalıştım :) Hoplama, zıplama, uflama, çarpılan eşyayı tekmeleme, çarpılan eşyaya küfretme, çarpılan eşyayı oraya koyan ebeveyne sitemkar sözler etme de insanı rahatlatan şeyler bence :)

Şimdi benim burda size sormak istediğim temel sorun niye bu parmak, niye??
Niye paş parmağım takılmıyor da, minicik, ufacık serçe parmağım takılıyor sağa, sola?
Neden bu kadar acı veriyor insana?
Siz bu gibi durumlarda ne yapıyorsunuz?

Bu soruların cevaplarını istiyorum, hadin kolay gelsin :)
 
posted by Irreducible at 1:14 ÖS | 8 comments
Salı, Nisan 25, 2006
Evet 6 günlük İstanbul kaçamagımdaki bütün detayları yazayım şimdi yavaş yavaş :) 8 saatlik bir tren yolculuguyla başladı herşey..Trende okumak üzere yanıma almış oldugum FourFourTwo adlı dergiyi okumaya dalmam nedeniyle 3-4 saatlik bir uykuyla çıktım misteRio hanımın karşısına :) Tabi karşıya geçene kadar ne kadar yol gittim hatırlamıyorum bile..Ankara'dan gelmek daha kısa sürmüştü heralde :/ Yapılan güzel kahvaltının ardından hasret gidererek, elele düştük yollara..İstiklal'de deni manzaralı bir yemek yemekten sonra, hop hup diye maça zıpladık..Güzel bir maçtan sonra misteRio'cuumu babasına emanet edip, arkadaşta kalmak üzere karşıya geçtik tekrar..

Sonraki gün Mecidiyeköy'e geçtik ve sosyal mesaj veren güzel bir filme gittik, VForVendetta :) Filmden çıktıgımızda hülelleleyt diye yoldan adam çevirip iktidarı deviresim geldi, ama başka bir bahara ertelemeyi uygun bulup normal yaşantıma devam edeyim dedim :) Bendeniz geçen yaz İstanbul'u bilmeyen bir insancık olarak artık her deligini ögrendim ve misteRio'cukcugumu otobüsüne bindirdikten sonra "Sora sora Kadıköy otobüsü duragı bile bulunur" felsefesiyle duragı buldum ve arkadaştaki bavulumu alıp taaaaa Kartal'a gittim..Güzel bir uyku çekmeye başladım..

Sabah uyandığımda her gidişin bir dönüşü oldugunu hatırlayarak erkenden düştüm yola..Yine uzun bir yolculuktan sonra Mecidiyeköy'e zıpladık..Birer kahve içip tembel teneke misteRio'yu sınava götürdüm :) Hep gittigim internet kafede zaman geçirdim biraz..Sonra PınnMınn ve YızzMızz adlı iki genç kızla görüştük :) YızzMızz bizimle gelmedi ve gitti..Pazartesi telafi etmek suretiyle tabi :) Hep beraber Teksim'e geçtik..Hoş bir sohbet eşliğinde yemeklerimizi yedik :P Bir sürü fotomoto çekildik, PınnMınn'ın makinasını hunharca töhmet altında bırakarak, ezdik :)) Ve yine çoook uzun bir yolculuga başladık evlere dogru :/// Tam 3 saat :@

Cumartesi günü digerlerine oranla daha güzeldi..Yeşilköy'e gidip, bir nargileyi paylaştık Mr. and Mrs. Irre familyası olarak :) Kuş sesleri, tavuk gıdaklamaları, kedi miyavlamaları ve çocuk çıglıkları arasında misteRio'yu tavlada yendim :) Salıncagımızda güzelce sallanıp, esen rüzgar eşliginde donduk :/ Sonra yürüdük sahilde ve burcynimini için uçurtma fotoları çektik :) Biraz küçük oldular ama olsun, yine de elinden geleni yaptı benim sevgilim :) Sonra yine akşam oldu :( Ve ben yine misteRio'yu evine bıraktım, dedesine Fener maçı için başarılar diledim(gerçi duymadı beni :))) ve eşyalarımı alarak Avcılar'a geçtim..

Pazar günü yine maç günüydü :P Sandalye taşımaktan arta kalan zamanımızda, patso yemekle ugraştık adeta :)) Ye ye bitmeyen bu nesneyi, yarım bıraktı benim küçük aşkım :) Ver elini Beşiktaş diyerek semte indik..Ben bogazcıklarımı hasta ettim birazcık çünkü McFlurry yedim :( Stada girip arkadaşlarla 3-5 dakikalık sohbetten sonra ellerim cebimde bir maç seyrettim..Akşama müstakbel kayınvaldemin (:P) yaptıgı asprinli limon suyuyla bir gargara yapıp güzelcene tedavi etmeye çalıştım agrıyan bogazımı..Ve 3-4 gün sonra güzel bir uyku çektim..

Öyle bir uyku çektim ki hemde pazartesi sabahı beni zorla uyandırmaya çalışan misteRio'yu bi kaşık suda bogabilirdim :) Güç bela kalktım vallahi yataktan..Pazartesi için söz verdigimiz uzay ve Pınn ile buluştuk..Bizi götüre götüre kebapçıya götürdüler ama bişey demiyorum çünkü sayelerinde uzan zaman sonra iskender yedim :P Ordan Nevizade'ye geçip, birer bira yudumladık..Tabi misteRio içmedi, çünkü hasta o..Gerçi gözüm gibi baktım ona yanında oldugum sürece, ilaçlarını aksatmadan içirdim, cici cici diye severek onu tekrar yaşama bagladım :)

Ve ayrılık günü geldi çattı :( Pazartesi gecesine almıştım biletimi..Saat 11.30'da kalktı tren..Kalkışa 2 dakika kala bir adam burası benim yerim diye geldi..Tam kondüktöre gidiyorken İstanbul-Ankara alacagıma tam ters istikamete bilet aldıgımı farkettim..Adam alamayız dedi ilk başta ama ben ısrarla boş yer vardır dedim ve en sonunda peki birinci vagonda bekle dedi..Gittim ve amiriyle görüştüm..Adam senin gibi okumuş yazmış adamlar böyle dalgınlık yaparsa, başkaları ne yapar dedi..Bir memleket sormadan sonra bu seferlik olsun ama dikkat et diyerek geç bi yere otur şimdilik dedi..Tam derin bir nefes almışken gece sularında trenin durdugunu farkettim..Bir kamyon raylara uçmuş ve yolu kapatmış..Sabah 7'de bir kez daha uyandıgımda halen duruyor olmamız çok sinir bozucu bir durumdu..Bu dakikadan sonra bir Türkiye komedisi yaşandı ve organizasyondaki bozukluktan dolayı tam 4 kere trenden indirilip, bindirildik..Şikayet e-mailimi yazacam TCDD'ye..

8 saatlik yolu yaklaşık olarak 13 buçuk saatte gelerek evime ulaştım..Şu saniye itibariyle sag kolumun altında bir adet misteRio aramakla meşgulüm :( Daha 1 gün bile olmamasına ragmen içimdeki özlem mikratı dıtdıt ederek "Full" seviyesini gösterdi..Bir dahaki görüşmeye kadar içimdeki sevgi, gözümdeki son hali ve burnumdaki kokusuyla onu düşünecegim..O da şimdiden başlamıştır eminim :)

İşte bu kadar şimdilik bitti :))
 
posted by Irreducible at 4:50 ÖS | 6 comments
Salı, Nisan 18, 2006
İSTANBUL'A GİTTİM DÖNÜCEM :))
 
posted by Irreducible at 9:02 ÖS | 7 comments
Pazartesi, Nisan 17, 2006
Bu haftasonu çook uzun aylar sonra erken yatmak zorunda kalmadım ve pazartesi sabahına uyanma derdim yoktu..Geç saatlere kadar oturdum ve pazar bütün gün dizi izledim :) Tabi bütün gün aynı diziyi izlediğimi de bilmenizi isterim..

Evet hangi diziyi izledim sizce acaba?
Sorunun cevabı çok açık ve net :P
Prison Break :)

Tamı tamına 2 gün içerisinde birinci sezonda gösterilmiş olan 12 bölümü izledim :o O kadar sardı ki 5 dakika mola verdiğim anda ne oldu acaba diye meraktan çatladım :)) Şimdi ikinci sezon dvdleri elime geçene kadar beklemek zorunda kalacagım sanırım :(

--------------------------------

Bu sabah uyandığımda, pek sabah degildi artık..Neredeyse 1 olmuştu :/ Sevgilimin atmış oldugu mesajla yerimden ok gibi fırladım, aradım, aradım ama bir türlü hat çekmedi :( Doktora gitmiş benim minik aşkım, Allah'tan çok büyük bir şey çıkmadı..Beyin filmi de gerekebilir filan dediginde bir an şok oldum..Sonra öğrendik ki iç kulaktaki kristaller yerinden oynamış..Doktor amca da yerine koymuş onları :) Kötü birşey olmadığı için tekrar dua ediim bu gece yatmadan :(

Şimdi gidip bir traş olayım en iyisi :) Kuş şekline girmenin zamanı geldi, çünkü 2 gün sonra büyük gün :))
 
posted by Irreducible at 8:00 ÖS | 5 comments
Cuma, Nisan 14, 2006
Yagmur yağdı bugün bizim kente..Bilmem sizinkine de yağdı mı..Bereket getirdiğine inanılan yağmur yine hüzün getirdi bana..İşten ayrılmış olmanın verdiği hafif bir boşluk duygusu sardı bedenimi..Hani dalgın da olsanız, derler ya yol sizi götütür gideceginiz yere..Öyle oldu bana da..Eve kadar sadece sileceklerin sildigi yağmur damlacıklarının kaderini düşündüm..Ne kadar çabuk siliniyorlardı düştükleri dünyadan..Onlara bir kıyak yaptım, bir süre çalıştırmadım silecekleri..Birleşmelerini izledim arabanın camında..İki tanesi yanyana geldi mi yapışıyorlar hiç ayrılmamacasına..Ama sonra ayrılıyorlar mecburen..Güneş gelip alıyor onları tekrar göklere..Ne ilginç değil mi..

Sonra bu yazıda olduğu gibi bir boşluk saati başladı benim için..Boş boş ekranı izledim saatlerce..Rutin bir günün can sıkıcı bakışmalarını yaptım ufalan gözlerimle..Kontür yükledim cep telefonuma..Size neyse..Komşunun küçük kızını sevdim..Sevgilimle konuştum uzunca..Az biraz hoşlanmadığım durumları sundum kendisine..Bir şeyler dineldim..Aslında çok şeyler dinledim..Dinledikçe damarlarımda gezinen hüzün miktarını katladım..Katladıkça, sıkıldım..

En iyisi gidip bir şeyler yemek..Yoksa geçmez bu karanlıklar..
 
posted by Irreducible at 8:05 ÖS | 9 comments
Perşembe, Nisan 13, 2006
Daha önce yazdığım, çiziktirik yaptığım forumlarda büyük bir zevkle yazmışımdır bu konuyu..Sinema dendiği zaman genelde akan sular duruyor bende..Eğer kaliteli bir yapımla karşılaştıysam, zaman ayırıp 2-3 kere izlerim..Yine gaza gelmiş bulunmaktayım şu saniye itibariyle :) Tuşlara ultra mega hızla basarak aklımda yer edinen başarılı çalışmaları sizlere takdim etmek istedi canım..Belki ilginizi çeker de filmlerden biri, izler bana dua edersiniz..Şu ana kadar "Sağol Irre, bir film izledim ve bütün hayatım değişti" diyenlerin sayısı çok olmuştur..Desem inanmayın ama siz yine de bir deneyin izlemeyi :) Türk filmlerinin çoğunu aşağı yukarı hepinizin izlemiş olacağını tahmin ettiğim için, izlememiş olabileceğinizi düşündüğüm yabancı filmlerden bir kuple sunuyorum size..İyi seyirler ;)

Forrest Gump :

Beni izlerken gözyaşları içine boğan, Tom Hanks'in mükemmel bir iş çıkardığı duygusal bir filmdir Forrest Gump.."Run Forrest Ruuuun" der bir kız..Forrest ta derinden vurulmuştur o kıza ve ömrünün neredeyse tamamını koşarak geçirir..Peki ama niye koşar diye sorarsanız, Forrest zihinsel olarak gelişimini tam tamamlayamamıştır ve acımasız dünyanın kötülüklerinden kurtulmak için genç yaşta koşmaya başlamak zorunda kalmıştır..Bir anlamda her şeye rağmen sollamıştır dünyayı..Bir gün oturur bir banka ve yanına oturan herkese hayatının hikayesini anlatır Forrest..Bazen komik, bazen hüzünlü ama her zaman, her şeye rağmen aşk dolu bir hayata sahiptir Forrest..Yaşanılan her şeye rağmen ilk sevdiği kızı kalbinden atmaz, atamaz ve onunla evlenir..O çocuksu konuşması, masum kalbiyle film sonuna kadar selpak tüketimimi iki katına çıkaran Tom Hanks abimizi burdan saygıyla anıyorum :)

Green Mile:

Tom Hanks'den bahsederken aklıma gelen bir diğer film oldu..Ağla babam ağla halinde izlediğim filmlerden birisi daha işte :) Böyle bir son beklememiştim filmi izlerken..Yine iyi kalpli bir adam var filmde..Koca cüssesine rağmen, karanlıktan korkan bir adam..İnsanların hayatını kurtarmaya çalışan, onlara yardım etmeye çalışan doğaüstü bir kahraman..Herkes anladı onun kahraman olduğunu filmin sonlarında ama nafile çok geçti..Ölüm belki onun için bir kurtuluş oldu ama geride bıraktığı faresi heralde ölümsüzlüğe doğru koşuyordu :) Tom Hanks de hep böyle güzel filmlerde mi oynar acaba diye düşünmekten alamadım kendimi şimdi..Saving Private Ryan'da da o vardı..Sunduğum saygıların başındaki katsayı yerine x10 koyuyorum Tom Hanks için..


Requiem For a Dream:


İzlerken kendinizi kötü hissedeceğiniz, madde bagımlılıgını anlatan bir film..İnsanların hayatının nasıl çöktüğünü çok açık bir şekilde göz önüne sermişler filmde..Damardan yapılan enjeksiyonların ardından kahramanlarımızın hepsi uyuşturucunun esiri olmuştur..Her şey kötüleştikçe kötüleşir..İçiniz kararır, ekrandan içeri girip bir yardım eli uzatasınız gelir ama başaramazsınız..Gözünüzün önünde 3 insanın eriyişini izlersiniz..Bir iki sağlam küfürden sonra hemen müziklerini indirirsiniz bir paylaşım programından..Şu aralar ATV anahaber bülteninde haberlerin arkasında çalan müzik bu filmin soundtrackidir..Merak eden olursa upload bilem ederim, hizmette sınır yok :)





SAW:


Hani bu alemde teksin diyeceği bir an gelir ya insanın..İşte o anı bu filmi izledikten sonra yaşadım ben..Resmen bir Saw fanatigiyim, begenmeyen filan varsa bu filmi şimdiden kendini filmden seçilmiş bir ölüm tipi öldü bilsin :)) Senaryo olarak mükemmel, hatta mükemmel üstü bir şey bu bence..Etkisinden çıkmam heralde 1-2 saati aldı..Telefonda konuşamadım resmen, aklıma halen film vardı çünkü..Senaristine Türk usülü saygı belirten cümleler kuruyordum o sıralar :) Çünkü bu senaryoyu yazan insan olamaz, olmamalı en azından..Bir film bu kadar mı yaratıcı olur..Bağlantılar bu kadar mı güzel kurulur..Oyuncuların performanslarını tartışmaya gerek bile bırakmadan izlendikten sonra büyük bir alkışı hakediyor Saw..İkincisi çekildi, onu da severek izledik..Üçüncüsü yoldaymış, aynı tadı alacağımızdan eminim..En azından eskilerinin bıraktıgı tada ihanet edeceğini sanmıyorum senaryoyu yazan insanların..


Şimdilik bu kadar yeter ya :) Daha aklıma Trainspotting, Urban Legends, Final Destination ve Full Metal Jacket vardı ama artık onları da siz araştırın birazcık :)
Hadin bakalım..Irre bey tatil moduna giriyor yavaştan..
Herkese bol sinemalı günler diliyorum :))
 
posted by Irreducible at 9:26 ÖS | 5 comments
Çarşamba, Nisan 12, 2006
Tırı tırı tırı tırı..
Tırı tırı tırı tırı..
Tırı tırı tırı tırı..

Güne uykuyla başlamış bir bünyenin kaldıramayacağı derecede bir gürültü var dışarda..Taş kırma aletleri vardır, hani her sokak başında rastlarsınız..Ondan getirmişler kapının önünü kırdılar caniler..İşte o sesler arasında yazıyorum bunu..Ohhh hortumu koptu ses kesildi nihaha :) Zaten sabah da babamla 5 dakika fazla uyuma tartışması yapmıştık ateşli bir şekilde..Yine o kazandı ama gün gelecek benim de çocugum oldugunda ben galip geleceğim bu tartışmadan..Gözlerim inatla kapanmamak için zorluyor kendisini şu anda..Hani zaman geçmiyor derler ya işte aynen şu anda ben, bunu, bizzat yaşıyorum..Bitse de gitsek diye tırnaklarımı yemekle meşgulüm son bir haftadır..Önüme açtığım bir explorer penceresi, flashget kafasına göre takılıp bir şeyler indirmekte, neredeyse 2-3 haftadır bir türlü bitmeyen raporum da açık..

Hayat kendini 1. vitese takmış, yüksek devir, düşük hızda ilerliyor..Kolumdaki saate bakmaktan eskittim akreple, yelkovanını..Bir parmak şıplatma şansım olsa da zamanı alsam ileri..Şu an buna çok ihtiyacım var açıkcası..

Var mı becerebilen, bi yardım edin lüften :(

Hokus pokussssssssssssssssssss..
Bişey değişirse size bildiririm!
 
posted by Irreducible at 11:18 ÖÖ | 10 comments
Salı, Nisan 11, 2006
Cumartesi günü lisede yanyana 5 senemi geçirdiğim arkadaşımla görüştüm..Zamanı yetirememe sorunu yaşadığım şu senelerde ilaç gibi geldi bu buluşma..Şöyle geçmişe doğru yüzeysel bir yolculuk yaşadık beraber..Bütün lise sınıfını tek tek hatırladık..O ne yaptı, bu nerde acaba, şundan haber aldın mı diye sorduk birbirimize..

Bizim lise sınıfı zaten ayrı bir alemdi..Eşine benzerine bir daha rastlayamayacağımı sandığım bir sınıfta okudum 7 sene..Minicik bir çocuktum ilk gittiğimde daha :) Anadolu lisesini kazanmış, ufacık tefecik içi dolu turşucuk filan gibiydim yani :) Nasıl da büyük geliyordu o zamanlar bana okulum..Koridorları yürümekle bitmezdi..Tenefüslerde kantine gidip gelene kadar zil çalardı..7 yaş büyük abiler, ablalar vardı tabi biz okurken..Ben daha minicikken, onlarla aynı ortamı paylaşmaya başlamıştım..Arada sırada cüsselerinden, saçlarından, sakallarından korkmadık değil :) Koca bir dünyaydı işte bizim okul benim gözümde..İçinde her tipten insan vardı..En büyük ortak nokta zehir gibi çocuklar olmamızdı heralde..Bir yere gittiğimde okulumun ismiyle gurur duyardım..

Böyle bir okulda geçti işte gençliğe ilk adım attığım yıllar..Aynı suyu paylaştık çoğuyla, yemeklerimizi bölüştük, sinema keyfine ortak olduk, evlerde Fifa partileri düzenledik, sonra yavaş yavaş büyüyüp beraber içmeye başladık :) Ve en sonunda üniversitelere dağılmak zorunda kaldık..Her şeye rağmen hemen hemen hepimiz Ankara'yı terketmedik..Eskisi gibi topluca buluşamasak da, birer ikişer görüşüyoruz birbirimizle..

İşte böyle bir ruh hali içinde hepsini çok özlediğimi yazmak istedim..
İlk fırsatta toplayacağım hepsini bir çatı altında :))


*Meraklısı için bizim okulun web sitesi :P
http://www.aaal.k12.tr
 
posted by Irreducible at 11:18 ÖÖ | 2 comments
Pazartesi, Nisan 10, 2006
Eveeeeet 3.5 aylık uzun staj maratonun son haftasına geldik :) Acısıyla, tatlısıyla, yorgunluğuyla, uyumasıyla ilk iş deneyimini başarıyla atlattık..Kışın buz gibi soğuğunda gelmiştim bu fabrikaya..İş hayatının bu kadar yorucu olacağını hiç mi hiç tahmin etmemiştim..Resmen hayatı gördüm burada..Genel müdüründen, çaycısına, mühendisinden, işçisine kadar bir sürü insan tanıdım, ve farklı kanatların sesini dinledim..Serbest adam gibi her yere özgürce girdim, herkese istediğimi sordum..Kimse bir şey anlatmaktan çekinmedi.. Şirketin kayıtlarını önüme serdiler :P Duygu sömürüsü yapıp kendimi sigortaya bile kaydettirdim :D Yeri geldi işçiyle beraber patronu eleştirdim, yeri geldi genel müdüre küfrü bastım, yeri geldi askerlik anısı dinledim, yeri geldi ustabaşıyla çay içmeye kaçtım..O kadar çok yeri geldi ki anlatsam dünya yerinden oynar zaten :) İşte ömrümün ilk iş tecrübesini tattım burada..Bugün de öğrenci stili aldım elime 2 kilo baklava, ağzımızı tatlandırayım dedim :) Güzel bi anı olarak belleğimde hep kalacak burası ve buradaki insanlar ;)

Cuma’dan sonra 14 günlük bir tatil beni bekliyor..Beni bekleyen sadece tatil değil tabi ki :) Bir de misteRio hanımcım gözlerini camdan dışarı dikmiş, kol saatini kontrol etmeye başlamıştır zaman çabuk geçsin diye..Ee daha fazla bekletmeyecem ben de onu, haftaya yanında bitiverecem :)) Şimdiden söylüyorum kendisine çeyizini, bohçanı hazırla kaçırabilirim her an seni :)

İçimde büyük bir huzur ve heyecan var..
Bekle benüü
İstanbul ve misteRio’cuk :)
 
posted by Irreducible at 1:29 ÖS | 2 comments
Cuma, Nisan 07, 2006
Stajın son haftasına girmek üzere adımlarımı atmaktayken artık iyice saldım işleri :) Nette takılıyorum, sohbet ediyorum, üstüme önlük bile giymeye tenezzül etmiyorum :) Bugün de can sıkıntısından muhasebeye uğradım yine 2-3 saatligine..Oturduk sohbet ettik ordakilerle..Zam ayı olduğu için tüyo almaya gitmiştim ben aslında :) Bi nevi gizli ajanlık da diyebiliriz :P Başarılı da oldum görevimde, en sonunda istemese de adama söylettirdim zam oranını :D Adam zaten konuşmaya hasret kalmış heralde ne sorsam içtenlikle cevap verdi :) Biraz daha otursam şirketin bütün belgelerini gösterecekti :)) Sonra ustabaşıyla zam oranları hakkında iddiaya girdik, tabi ben kazanacam inşallah :P Ne de olsa mürekkep yalamışlığımız var az çok tahmin edebiliyoruz cimri patronları :)

Neyse ne dicektim :P Bugün cuma eskiden olsa çok sevinirdim tatil moduna gireceğim için ama yarın yine iş var :( Bu iş, ev ve iç çatışma arasında bugün yapılması gerekenler ya da yapılsa iyi olacak şeyler var onları yazmak istedi canım :/


*Akşama dizi var, izlemek gerek..
*Bizim afacan kuzen geliyo yoldalar, bilgisayar da oynayabilirim onla :P
*Ya da alıp çocugu gezdirebilirim, bi sinemaya götürebilirim gece matinesinden önce..
*Staj raporunu yazmak da gerek
*Müzik dinlemek de güzel bi seçenek
*Erken yatıp, uykumu alma yoluna da gidebilirim

Bu seçenekler arasından hangisini ya da hangilerini yaparım sizce :)
Cevapları yazın, dogru bilene benden bi adet 100K'lık direnç hediye..
 
posted by Irreducible at 7:37 ÖS | 5 comments
Perşembe, Nisan 06, 2006
Şu saniye itibariyle aşırı derecede uykum var..Richter ölçegine göre 9.2, Celcius'a göre 200 C, Fahrenheit'e göre 473 F, litre bazında 100 litre, basınç cinsinden 17 atm, kilo bazında ise 12 ton kadar uykum var diyebilirim..Peki ne yapacağım ben??

Cevap çok basit ve net..

Ilık bir banyo ve yatak örtüsü ve yastıkla yumuşak bir kucaklaşma :)


İyi uykular uyumayı sevenlere :)
 
posted by Irreducible at 11:19 ÖS | 2 comments
Çarşamba, Nisan 05, 2006
Dedem vefat edince apar topar Malatya'ya, köye gittik..Hazır elime digital makine geçmişken azıcık yoldan ve köyden kareler aktarayım dedim size..Sıcak sıcak bakın bizim mekanlara ve yoldaki sanatsal çalışmalarıma :)



*Sivas garından çektim bunu..Sanki savaşa gidiyomuş gibi hissettim kendimi nedense:?

*Camdan yansıyan görüntüdeki gizemli kadın annemdir :)

*Bu fotografı da babam sevdi..Kapalı havadan bi kare..


*Tren camından gökyüzü :)

*Bendeniz yola bakmaktayım makinist edasıyla :)

*Raylar gitmekle biter mi acaba?

*Dağın başında bir istasyon, yanlızlığa terk edilmiş..

*Bizim köyün dağına gölge düşünce..

*Köyümüzün kardeş okulu, tabi kullanılmıyor sadece tabelada..

*Dönüş yolu ve önümüzdeki güneş..

 
posted by Irreducible at 2:32 ÖS | 6 comments
Pazar, Nisan 02, 2006
Bundan 3 sene önce Mart ayının 29'unda bir dedemi trafik kazasında kaybetmiştim..Bir cumartesiydi..Beklenmedik bir haberdi bizim için..Öldüğüne inanmak güç olmuştu..Özellikle annem için..Daha önceki gün telefonda konuşmuştu..Aşure yapmıştı onun için..Ama yemesi nasip olmadı..Kucağından inmediğim, arkadaş gibi şakalaştığım dedemi bi motosiklet aldı götürdü bu dünyadan..

Bu sabah diğer dedemi de kaybettim..Bu beklenmedik bir haber değildi..Babam dün geceden gitmişti İzmir'e..Böyle bir haber geleceği belliydi nerdeyse..Çocukken köye gittiğimde beni eşeğe bindirip gezdiren, bana ilçeden puding alan dedem de bu dünyadan göçtü..

Toprakları bol olsun..
 
posted by Irreducible at 4:01 ÖS | 4 comments