Dün uzun zaman sonra izlemek istediğim Gönül Yarası filmini izledim..İzlerken bir kez daha gördüm Şener Şen’in ustalığını..Bir insana her rol, her karakter bu kadar mı yakışır..Bir insan girdiği her kalıba bu kadar mı güzel uyum sağlar..Sanatın, sanatçının bu kadar ucuza alınıp, satıldığı bir ülkede eşine zor rastlanan bir sanatçıdır bence Şener Şen..Adı geçen her filmi gözüm kapalı izlemişimdir..Hem de bir kez değil, defalarca..Eskinin komik adamı, jestleriyle, mimikleriyle insanı güldüren birazcık düzenbaz, birazcık sahtekar insanı, zaman geçtikçe dağların eşkıyası, gönüllerdeki yaranın sebebi oldu..Adını attığı bütün projelerden ustaca kalktı..Şimdi birazcık Şener amcanın en beğendiğim filmlerine bakalım, ne dersiniz :)
Sadece şehirler arası yollarda otobüslerde bile 3-4 kere izlemişimdir Zügürt Ağa’yı :) Ağalık kültürünün, toprağa dayalı sistemdeki gücün, şanın, şöhretin ince dokundurmalarla belki en güzel anlatıldığı filmdir..Zaman değiştikçe, gereksinimler gitgide arttıkça, köyün, ağalığın bitişinin bir gösterisidir..İhtişamlı günlerin bitmesiyle elde avuçta ne varsa satan, çiğ köfteciğe bel bağlayan, o her gün sildirdiği siyah çizmesini son ana kadar satmayan ve filmin sonunda “Domatis, domatiiis, haydin domatiiis” diyerek beni güldüren çok başarılı bir filmdir işte :)
Muhsin Bey’i herkes bilmez belki..En azından öyle allı pullu özel kanallarda yayınlamadı şimdiye kadar..TRT’de izleme fırsatı buldum ben de 2-3 kere..Ali Nazik’le, onun Türk Sanat Musiki’si hayranı yapımcısı arasındaki ilişkiyi ele alır film..Urfa’dan gelen Ali Nazik arabesk okumaya çalıştıkça, Muhsin Bey engeller..Günümüzde de halen süregeldiği gibi bir işte önemli olan sanat değil, para kazandırması olduğu için Muhsin Bey eldeki avuçtaki her şeyini kaybeder..Ama boyun eğmez..Uğur Yücel’le Şener Şen’in belki de dostluk anlamında ilk adımlarını attıkları filmdir bu :)
Sonra Eşkıya oldu Şener amca..Çok da yakıştı bu rol kendisine..Hep güldüren o adam gitti, yerine aşkı için yıllarını hapiste geçiren, dağlara korku saçan ama şehirde bir o kadar korkan eski bir eşkıyanın öyküsüydü bu..Boynunda dürbünü, boynunda cevşeni sevdiğini aradı durdu koca şehirde..Sonunda buldu da..Belki de tek dostu olan Cumali’nin intikamı için tekrar adam vurdu..Vurulduğu sahnede hüngür hüngür ağlattı beni, tıpkı annem ve teyzem gibi :/Mutfaklarımıza girdi Ali Haydar usta olarak :) İkinci baharını yaşayanların tercümanı oldu..Hanım’ı hanımı yapana kadar her derde beraber göğüs gerdiler..Gerçek aşkın yaşı olmayacağını gösterdiler..Uzatmadan, esnetmeden, bıktırmadan, tadını kaçırmadan tam zamanında bitirdiler diziyi..Aklımızda en güzel şekilde aldı yerini bu dizi, cuk diye oturan adı ve şarkısıyla ;)
Ve en son emekli öğretmen, yeni taksici oldu çıktı karşımıza..İdealleri uğruna, çocuklarından daha çok özen gösterdiği öğrencilerinden ayrıldıktan sonra bir kez daha aşkı bulmasını izledik..Bir baba gibi şefkatli, bir baba gibi koruyucu, aşık bir genç gibi attı yüreği..Hayatta aşkın nerde, nasıl karşısına çıkacağını ve öğrenilecek şeylerin hiçbir bitmeyeceğini gösterdi bizlere..
Şekerpare’de kendini döven düzenbaz komiser, Tosun Paşa’da yağcı zengin, Arabesk’te sırılsıklam aşık, Hababam Sınıfı’nda gaza gelen hoca, Çıplak Vatandaş’ta kafayı yiyen vatandaş, Namuslu Namussuz’da namuslu namussuz :)), Çiçek Abbas’ta delikanlı minibüsçü, Sultan’da “Tultan Hanım” diye ortalarda dolaşan sünepe adam, Kibar Feyzo’da faşo ağa ( :D ) ve daha aklıma gelmeyen onlarca filmde kalbimi kazanan rolleri oynadı işte bu amca :)



İnşallah geri kalan yaşamında 1-2 güzel yapıt daha çeker ve bizlere izleme imkanı sunar..
Ben onun filmleriyle büyüdüm, sanırım daha 2 nesil onun filmlerini ezberlemeye devam edecek..
Türk sinemasının en komik ve yetenekli adamının şerefine olsun istedim bu yazım ;)
İnşallah olmuştur :)



